Lenfosit dediğimiz bağışıklık sisteminin ana hücrelerinin genetik şifrelerinin bozulması sonucu kontrolsüz çoğalıp sınır tanımamalarına – kısaca kanserleşmelerine – lenfoma denir. Kısaca lenf bezi kanseri desek de lenfoma vücudun herhangi bir yerinden veya organından başlayabiliyor: Mide, deri, göz, beyin, dalak, karaciğer, damarlar, kemik gibi. Lenfositlerin kan yoluyla vücut içerisinde kolaylıkla dolaşabilmesi nedeniyle, lenfoma da vücutta kolayca yayılabiliyor. Neyse ki, lenfomaların çoğu kemoterapi, akıllı ilaçlar, immünterapi gibi tüm vücuda etki eden tedavilere iyi yanıt veriyor. Bu sebeplerden dolayı da lenfomanın tedavisinde genel olarak cerrahi işlemler yer almıyor.

Kan yoluyla daha kolay yayılabilmesi lenfomayı meme ve akciğer kanseri gibi katı kanserlerden ayrıştırıyor ve deyim yerindeyse “akışkan” bir kanser yapıyor. Bu akışkan kanserin tedavi başarısı en başta doğru tanıyı koymaya bağlı. Tanımlama biçimine göre yüzden fazla farklı tipte lenfomadan bahsedebiliriz. Bunlardan bazıları çok yavaş büyürken, akut lösemi türü bazıları da çok hızlı ilerler. Tüm bu tip farklılıklarına ek olarak, yeni çıkan akıllı ilaç ve immünterapi ajanları ile lenfomanın tedavisi de giderek karmaşıklaşıyor. Bunlara bağlı olarak da ilk tanı anında başarı şansı en yüksek tedaviyi almanın önemi giderek artıyor.